Tag Archives: blog fırtınası

En sevdiğim kitaplar

Standard
En sevdiğim kitaplar

Okumayı söker sökmez Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarıyla tanışmıştım. Edebi kabul edilmeyen ama bana bilmediğim bir dünyadan acıklı dokunaklı üvey analı hayatlar anlatan bol gözyaşlı kitaplar. Benim bildiğim üvey anne hikâyelerine benzemiyor. Bizde iki üvey anne var; biri hiç görmediğim anneannemin üvey annesi Eşe Nene. O kadar iyi o kadar iyiymiş ki anneannem onun iyiliğini tarif etmek için: ‘öz kızı olmadığımı anladığım tek bir yer var. Kendi annem olsa ara sıra öffff anne yaaa! diyebilirim ama Eşe Ana’ma kalbi kırılır diye öfff diyemiyorum.’ dermiş. Hakikâten de iyi insanlar yaşamış bu dünyada. Diğeri de büyükannem. O da annemlerin üvey annesi ama bir melâike! Ruhları şâd olsun. Tuğcu’nun kitaplarında o kötü yürekli üvey anne ile tanışıyorum. Dünya senin bildiğin gibi değil kızım dediği için benim için önemlidir Tuğcu.
Read the rest of this entry

Reklamlar

Havaya sokan bir pasta tarifi

Standard
Havaya sokan bir pasta tarifi

The Last Supper; amanin Allah korusun, bir kaç gün önce yaptığım kısırdı. Öğleni onla geçiştirdim. Şimdi Internet kısır tarifiyle doludur. Ben sizlere şöyle haşmetli görünüşlü, insanda ‘ben bunu yapamam yaaa!’ duygusu uyandıran ama yaptıktan sonra hakikaten havaya sokan bir pasta tarifi yazacağım.

Abim ve ben çocukluğumuzda bu pastaya bayılırdık. Annemizin her ayın otuzunda tekrarlanan ‘kabul gününde’ -evet böyle bir gün vardır Adana’da- tanıdık ve akraba teyzeler, komşular gelir, yenir içilir, herkese tek tek nasılsınız ya da ‘rahatın nasıl?’ denir; sonra onlar size tek tek sorarlar, elde alemde ne oluyor bitiyor, kimin kızına kimle söz kesilmiş, kimin kızının nişanı atılmış, kim hastaymış, kimin başı bekleniyormuş (ölmek üzereymiş) konuşulur. Sıkı durun; bu bazılarının şık ayakkabılarını bir naylon torbaya koyup eve girerken değiştirdiği tatlı kabul günlerinde millet oğluna evlenecek kız ve hatta iş bile bulur. Bir nevî Facebook, bir nevî headhunter gibi işleyen bir sistem. ‘Aslında sen bana borçluydun ama bak yine ben geldim!’ cümlesinin kurulduğu bir jargonu da vardır. Bazı ‘hızlı teyzeler’ bir günde bir kaç kapı çıkarır, samimiyet yerindeyse kocalara peçete kâğıtları içinde pasta bile götürülür. Rahmetli Abdullah Dedem annemin her kabul gününde erkenden gelip pastasını yer, cola’sını içer; öyle de ‘kaç göç’ yok. Masada annemin meşhur pastası! O dereceki tarifi verilirken ‘Nurten Abla’nın şuuu hamurlusu’ denir; eh dedik ya, Adanalıyız; bizim dilimizdeki bu ‘şuuu hamuru’ esasında İtalyanların ‘Choux’ dedikleri şey de kolay yoldan böyle söylüyoruz; çaktırmayın! Aynı tarife yıllar sonra Ermine Herscher’in yazıp, Emine Çaykara ve benim Facebook arkadaşım Şeyda Taluk’un Türkçeye çevirerek harika bir iş çıkarmış olduğu Picasso’nun Sofrası kitabında da rastladım. Pek de bir entel danteliz yani.
Read the rest of this entry

Hayalimdeki Ev

Standard
Hayalimdeki Ev

Hayalimdeki evin işi zor! Hakikaten zor çünkü hem aklıma geldiği an dikişse dikiş nakışsa nakış kitapsa kitap yemekse yemek gibi eserikli ruhumun o anda istediği şeyleri bana sunabilmesi gerekiyor; hem de her gittiğim yerden vurulup da aldığım objelerle görünen görünmeyen heryerde dolu olduğu için,  işi çok! Silmekti,  ovmaktı, cilalamaktı, yıkamaktı, kolalamaktı, of of. Ama hayalimdeki ev herşeyden önce ruhumun bu en önemli ihtiyacını gidermek zorunda, ben istediğimi yapmak isterim. Bir öğle vakti baktığım bir dergide rengarenk bir kanepe örtüsü görürüm mesela; ayyy ne güzel diye içimden geçirdiğim an zıplar yerimden Tahtakale’ye gidebilirim. O rengarenk yünleri alıp eve geldiğimde bu tür malzemelerimi koyduğum ve yeri sık sık değiştirilen dolap ya  da sepet içlerinde ileri tarihlerde yapılmayı bekleyen ya da başlanıp da bitirilmeyi bekleyen daha pek çok iş ve malzeme uslu uslu oturmaktadır; bunlara sevdiğim birinin atmaya kıyamadığım devetüyü döpiyesi, üzerinde çok şık beyaz iş dantel bulunan eski bir çarşaf, muhtemelen Cunda ya da Ayvalık’taki pazarlardan alınmış kullanılmış kaneviçe işli örtüler, renkli kocaman kocaman boncuklar, düğmeler, paket iplikleri (hayırrr, deli değilim); peki paket ipliklerinin sadece çok güzel olanları, yurtdışında gittiğim yerlerdeki ‘arts and crafts’ dükkanlarından aldığım neler neler neler dahil. Ev çok kalabalık. Bu durumda benim hayalimi süsleyen evin kullanışlı bir deposu ya da boş odası olması lazım. Tabii param çok olsa bunun ‘rüzgârlı bir bayır’daki beyaz köşkün çatıdaki tavan arası olmasını çok isterim. Açar açmaz Hacı Şakir Gül Sabunuyla karışık ‘bir eski zaman kokusunun’ odanın içine yayılıverdiği sandıklara o atmaya  kıyamadığım eşyaları doldururum.
Read the rest of this entry