Tag Archives: Sami Hazinses

Dışarı çıkın ve dışarıda gördükleriniz hakkında yazın

Standard

Bu Sevdamın Yüzünden

Beni yakından tanıyan herkesin bildiği bir özelliğim var; evden dışarı çıktığım hergün birileriyle tanışırım; süpermarkette, parkta, otobüste, durakta, heryerde olabilir! Dedemin, sayısı az olmayan bütün torunları içinde bir tek bana tamamını taşıdığı bir gen… Yakın çevremde bu huyuma kızanlar oluyor; gelin görün ki can çıkmadan huy çıkmıyor. Ailede hep anlatılan bir hikâyedir; dedemin defin işlemleri bitmiş, cemaat mezarlıktan çıkış kapısına doğru yürüyor; o sırada, dedemin, ailede muzipliğiyle tanınan yeğeni Karakaş Necmi Amca babamın koluna giriyor. ‘Bak hele Tahir, dayım şimdi yanında yatanlara ‘kimlerdensiniz?’ diye sormuş, muhabbete başlamıştır.’ deyince kabristanda bir kahkaha kopuyor. İşte ben, o adamın torunuyum. İnsanlarla konuşmayı seviyorum, onların hayatlarını merak ediyorum; bazen dertleşiyoruz, bazen onlardan kulağıma küpe olacak şeyler öğreniyorum, bazen kendimce akıl veriyorum, bazen bir sözcüğü söylerken sesinin titreyişinden etkileniyorum; sanki bana hayatın sırrını verecekler; belki de verecekler, bunu bekliyorum…
Yine çıktım dışarı; bir taksiye atladım, okuldan eve doğru! Konu nerden açıldı; açıkcası hiç hatırlamıyorum çünkü tanımadığım bu insanların ‘on-off’ düğmesini buluşumun bir altın kuralı yok; tamamen tesadüfen gelişen bir konudan, bir kelimeden ben muhabbeti geliştiren ilk kelimeyi yakalıyorum. Bugünkü muhabbet’ben oyuncuları tanırım ama özellikle eskinin figüranlarını çok iyi tanırdım.’ diyen bir taksi şoförünün ‘özellikle figüranlar’ sözüne takılmamla başlıyor.
-Ne kadar tanıyorsunuz, kimler mesela?
-Ünlülerin hemen hemen yüzde yüzünü, figüranların da yüzde yetmişinin yüzde sekseninin ismini bilirdim.
-Hangi figüranları tanıyorsunuz, kim mesela Danyal Topatan gibi mi?
-Danyal Topatan’ı tanımaz mıyım yaa? Hıhııı! Rahmetli genç de, fazla da yaşlı ölmedi, zenci tipli. Danyal Topatan’ı tanımaz mıyım?
Danyal Topatan
– Biliyor musunuz ben hep aslında o figüranların o bilinen meşhur oyunculardan daha iyi oyuncu olduklarını düşünmüşümdür.
– Tabii ki öyledir çünkü nedendir biliyor musunuz, onlar hakikaten emektar, yani kaprissiz, rolsüz, yani yapmacık rolsüz, kaprissiz oynayarak; yani sevdalıdır onların çoğu. Çoğu onların parasıyla puluyla da diil; Yeşilçam sevdalılarıdır onlar. Onların ben böyle hayatlarını gidip Beyoğlu’nda incelerdim, nasıl yaşıyorlar diye. Kötü rollerde oynayanların katıldığı kahveler vardı.
– Evet, mesela Erol Taş’ın da vardı.
– Erol Taş, bence, aktör o, figüran değil ki! Aktör. Onları demiyorum. Ufak tefek yövmiyeylen çalışıp, kötü rolllerde böyle Cüneyt Arkın’dan filan dayak yiyenlerden benimkiler; mesela İhsan Gedik gibi, Süheyl Eğriboz gibi. Sütçü derlerdi ona; lakabı Sütçü’dür onun. Bir sürü var. Tarzan Çetin, bilmem ne, o böyle pala bıyıklı böyle vücutlu olan. Çoğu istenilen yere gelememiştir onların. İhsan Baysal vardır. Ortaköylüdür. Herhalde Museviydi galiba; ya Ermeni ya Musevidir yani. Sami Hazinses, mesela öldüğü güne kadar kimse Ermeni olduğunu bilmezdi. Öldüğü gün belli oldu Ermeni olduğu. Yani bunun gibi, Sami Hazinses mesela şeydir o, çok aşırı derecede eline geçeni içkiye yatıran, üç kuruş paraya çalışıp çok içen bir adamdı. Dediklerine göre çok çok aşık olup da kavuşamamış birisiymiş. Yani filimlerde öyle komedi, şen şakrak amaaa dediklerine göre; öyle. Hatta çok çok da meşhur bir bestesi vardır onun.
ihsan gedik

süheyl eğriboz
-Nedir?
-Şarkııı! Dur, ahhh, ahh ölüyorum filan böyle bir şeydi de şimdi hatılayamıyorum. Yardan geçtim, neydi yaa! Şimdi hatırlayamıyorum. Hah, bir de Şoför Nebahat Abla’yı Sami Hazinses yaptı. Gazla şoförüm gazla var ya! Ama bu benim dediğim şarkısı çok meşhurdur, çok da içli bir şarkıdır.

– Başka neler var böyle?
-Arnavutköy’de benim çok sanatçı arkadaşım var yani müşterim, arkadaşım, benden bilgi alırlar biliyor musunuz? Ben onlardan daha bilgiliyim. Hahhhhhaaaa. Mesela şey Hatice Abla mesela, ünlü tiyatrocu, hatta şimdi Zümrüt Hanım rolünde oynuyor yaa! Bizim Arnavutköy’lüdür. O bana bayılır mesela. Der ‘ya Raşit Abi sen bizden daha bilgilisin’, hahhhaa!
– Peki figüranlara bu özel ilgi neden? Akşam Internet’tesiniz beyefendi. Yazacam bunları.
– Şimdi figüranlara özel ilgim; komşuluklu, mahalleli filimlerimiz vardır yaa; onları özleyerek imrenerek seyrederiz. Onları sevdiren onlardır. Mesela bir Mürüvvet Sim, rahmetli kadın; di mi yani? Mesela Cevat Kurtuluş, Nubar Terziyan. Adamın belki 500-600 filmi vardır. Ama adam şey; her filminde temiz adam. Osman Alyanak vardır. Çok çok eski. Çoktan öldü. Hatta bunun babası mıdır abisi midir ilk yönetmenlerdendir Türkiye’de. Ben bir gün Cihangir’de onu aldım, Beşiktaş’a getiriyorum. Evini taşıyor. Geri kalan eşyasını bagaja koydum. İşte bir lavaboyu dahi bagaja koymuş götürüyor yani. Dedim ki Osman Amca dedim sen dedim Türk Sinemasına dedim 50 seneni verdin, ne kazandın dedim. Hiçbir şey kazanmadım dedi. Hâlâ kiralarda sürünüyorum dedi. Ancak iki çocuğunu okutmuş. Çok çok önemli filimlerde oynamış. Osman Alyanak gibi bir adam kötü binalarda sürünerek yaşamış. Ben taşıdım, bir ay sonra ölmüş. Tugay Toksöz gibi adam Tarlabaşı’nda o harabelerde kimsesiz vaziyette ölü bulundu adam. Bir sürü başrol oyunu oynamış adam. Tugay Toksöz’ü hatırlamaz mısınız? Çok da yakışıklı böyle. Pala bıyıklı yakışıklı bir adamdı. Aynısı mesela; Özcan Özgür. O daTarlabaşı’nda öldü. En yakını Mesut Engin öldü işte. Ne yakışıklı çocuktu, hatırlıyorsunuz di mi onu? Çok çok yakışıklı çocuktu. Hatta televizyona filan bir iki kere çıkardılar bunu. Sokakta mokakta yatıyormuş. Kaldırdılar bunu bir bakımevine filan yatırdılar. Öyle gine sokakta öldü adam. Çoğu da kötü yaşantısından öldü. Çok alkol düşkünlüğü… Kazandığı parayı alkole uyuşturucuya vererek, zaten 3 kuruş yövmiye onu da kolay alamıyorlardı. Hepsi fakirlikle çoluğunu çocuğunu anca geçindiriyordu. Eskiden Türk sinemasında o jönler harici çoğu sefaletle öldü. Üç kuruş yövmiye…
Tugay Toksöz
Mesut Engin

Osman Alyanak
– sizin hiç hevesiniz oldu mu oynamaya filan?
– Çok oldu. Olmaz olur mu? Beyoğlu’nda çalışıyordum. 14-15 yaşındaydım. ‘Bu sevdamın yüzünden’ bir tane işte o ufak tefek rollerde oynayan bir adam gel sen de oyna hevesini al dedi. Utandım, gitmedim. (İç geçiriyor.) Bizim Arnavutköy eskiden Hollywood gibiydi. Ayhan Işıklar, Cüneyt Arkınlar. Hepsi bizim Arnavutköy’de defalarca filim çevirmiştir. Ayhan Işık hiç unutmam, mola vermişler, oturuyor sandalyede. Ayhan Amca dedim o gerçek tabanca mı dedim, elindeydi. Yok dedi kurusıkı dedi. Al bi bak dedi, hiç unutmam. Ama Ayhan Amca bu ağır dedim, gerçek tabanca. Yok, dedi. Hüseyin Zan’da da, kötü rollerde oynayan Hüseyin Zan vardır, onda da sustalı vardı. O da sustalısını gösteriyor bana. Bak diyor buraya basınca tak diye atıyor diyor. Onlar nerde ben orda. Dolaşırdım peşlerine. (Gülüyor) Ben kitabını bile okudum yaa! Mesela Türkan Şoray’ın ilk başrol oynadığı filmi Otobüs Yolcuları diye Ayhan Işık’la çevirdiği filimdir.
-Acaba kim yönetmişti?
– Onu da biliyordum yaa, dur neydi? Nasıl unuttum yaa! Ya Halit Refiğ’in ya Ömer Lütfü Akat’ın.
-En sevdiğiniz Türk filmi hangisiydi?
-En sevdiğim Türk filmlerinden bir tanesi Kadir İnanır’ın Askerin Dönüşü diye bir filmi vardır, Selma Güneri’yle. Onu çok severimmm, çok çok izlerim. Hatta geçenlerde yine izledim. Bir de şey vardı; eeee ondan çok etkilenmiştim, çocuktum etkilenmiştim, korkmuştum. Çolpan İlhan’ın. Ufak çocuktum, Sonbahar filmi. Deli rolündeydi yaaa! Ediz Hun’la. Türkan Şoray da var. O filmi kaç kez izlemiştim. Cüneyt Arkın’ın mesela, ilk filmi Gurbet Kuşları. Tanju Gürsu’yla Mümtaz Ener’le beraber böyle İstanbul’a geliyorlar, gurbete, kardeş bunlar, bir de kızkardeşleri var. İlk filmi odur Cüneyt Arkın’ın. Onu Halit Refiğ yönetti. Kartal Tibet’in ilk filmi Karaoğlan’dır. Ankaralı, konservatuarda okurken keşfediliyor. Ondan sonra geliyor burda ilk Karaoğlan filmini çevirttiriyorlar ona. Onla başlıyor.
– Ne kadar güzel. Çocuklarda var mı film merakı?
– Yok, yok!
Taksiden indim. Yukardaki bir pencereden o sırada beni izleyen biri varsa kendi kendime güldüğümü görür, ben de yakayı ele veririm ama olsun; şu anda ben dinlediğim hikâyeyle ‘bahtiyarım’ çünkü az önce hiç tanımadığım biri hiç tanımadığı bana ‘Utandım. Gitmedim ‘ diyerek yüreğindeki hazineyi verdi. Evimin kapısını açarken ‘Dışarıdan İçeriye’ girerkenki ‘ben’ ‘İçeriden Dışarıya’ çıkarkenki benden daha fiyakalıydı.

Not 1: Figüran (extras) Amerikan filmlerinde neredeyse konuşmadan sahne dolduran oyuncular için kullanılan bir sözcükken biz de yan rollerde oynayan karakter oyuncuları için kullanılıyor. Yukarda saydığımız bütün isimler gerçek sanatçılardır, hakiki oyunculardır. Ruhları şâd olsun.
Not 2: Arnavutköy’ün Güzel Abisi Raşit Çevik’e teşekkürlerimle
Not 3: Otobüs Yolcuları filmi Ertem Göreç tarafından yönetilmiştir.

Reklamlar

Gün 15. İyi ya da kötü, herhangi bir çocukluk anınıza yeniden hayat verin, bugünkü içgörülerinizle tekrar bakın.

Standard

Karataş’taki yazlık sinemayız; ahşap sandalyelerde oturmuşuz, elimizde durmadan çinttiğimiz ayçiçeği çekirdekleri film izliyoruz. İki film peşpeşe ama bizim aklımız ilk gösterimde; kimbilir kaçınca kez izlediğimiz o güzel film. Az sonra Çirkin Kral çocukluk arkadaşı Kerim Afşar’a okkalı bir tokat atıp hayatın onu ne denli yozlaştırdığını haykıracak ve o anda kıyamet gibi bir alkış kopacak seyircinin avuçlarından. Melike Demirağ buğulu sesiyle Arkadaş’ı söyleyecek. Herkes kendi arkadaşını düşünecek, hayallerine sarılacak; genciz çünkü ve en büyük zenginliğimiz hayallerimiz, öyle bir mevsimindeyiz hayatımızın.
Bir de bu yolculuğun çocukluk günleri var. Yine Adana. Bu kez kentin meşhurrr Asri Sineması. Pazar sabahları 10 matinesine gidiyoruz; neredeyse her Pazar, ayin gibi. Hıncahınç dolu sinemada genellikle yer bulamıyoruz ama bizim ‘her kapıyı açacak bir anahtarı olan’ Cemile Abla’mız var; ne yapar eder bizi loca koltuklarda oturtur. Filmde Kartal Tibet rol alıyorsa ben çok mutluyumdur; aşığım adama, öyle yakışıklı ve duygulu ki; yok eğer Hülya Koçyiğit varsa bu defa da ağlayışından çok hisleniyorum ama çocuk aklımla da olsa koşuşu tuhafıma gidiyor. İnsan öyle koşar mı ya? Yapay olduğuna da aklım ermiyor ama; yok, insan öyle koşmaz. Bir de Sami Hazinses’i seviyorum. Çok hüzünlü bir sureti var; onu çok çok sevdiğim bir akrabama benzetiyorum. Onun kadar iyi bir insan olduğunu düşünüyorum; onun kadar da dertli. Film, eğer, Senede Bir Gün’se çok ağlıyorum. Sadri Alışık oynuyorsa çok gülüyorum. Fakat dikkat ettim; daha çok hüzünlü filmleri seviyorum; bunun nedenini o sırada hiç bilmiyorum.
Suzan Avcı için ‘vamp kadın’ diyorlar. Ne demek olduğunu bağlamdan anlıyorum; o hep erkekleri baştan çıkarıyor ama biraz rahatsız oluyorum ona vamp denmesinden çünkü kadın sarışın ve çok güzel; hep açık saçık siyah saten giysiler giyiyor. Bence kadına haksızlık ediliyor. Gerçi o da biraz daha iyi kalpli olsa iyi olur ama ‘vamp’ denmesi de haksızlık!
Bu filmler hep birbirine benziyor. Daha çocuğum ama fark ediyorum bir tek Çirkin Kral’ın filmleri bunlardan farklı. Diğerlerinde acı ya da tatlı güzel şeyler gösterilirken Yılmaz Güney’in filmlerinde hep kötü şeyler gösteriliyor. Mesela bir çocuğun burnuna sinekler konuyor, çocuklarına daha iyi bir hayat verebilmek için patronunun işlediği suçu üstlenen bir işçi yıllar sonra hapishaneden çıkıp geneleve gidince orada çalışan kızını yüzündeki izden tanıyor; böyle şeyler hayatta nasıl oluyor? Hiç anlayamıyorum ama niyeyse Çirkin Kral’ın filmlerini diğerlerinden daha çok beğeniyorum. Bazen de öyle bir anda ortaya çıkıyor ki adam, Asri Sinema’da çılgın bir alkış kopuyor; ben de alkışlıyorum, yan gözle Cemile Abla’ma bakıyorum; oooooo O benden çok alkışlıyor. Arkadaşlarımla konuştuğumda bir tanesi ‘ hiç sevmiyorum o adamı’ diyor; ‘bizi yabancılara rezil ediyor, kötü taraflarımızı, fakirliğimizi gösteriyor’. Evet, evet! Ben o arkadaşımdan farklı düşünüyorum. Gösterirse göstersin; demek ki fakiriz, saklayacak mıyız yani? Umut filmi çok güzel, Baba filmi çok güzel. Beni ister sev ister sevme; caaanın bilir; ben bu fimleri çok seviyorum.
30 Yıl olmuş sen öleli. Türkiye’den, hem de hapisten, sen kaçırıldığında sevinmiştim. Arsus’daki bir balıkçıda karına küfreden bir savcıyı öfkene yenilerek ve cebinde asla taşımaman gereken bir tabancayı kullanarak öldürmene kızmıştım. Ona da yazık ettin. Sen ki bu işleri bilirdin; öfkenle işi bitirdin. Hakkında söylenen iyi kötü herşeye rağmen, Türk Sineması’nda gerçek anlamda çığır açan bir yönetmen olarak tarihe adını kazıdın. Biz seyirciyiz; günahın senin , sevabın biziz. Huzur içinde uyu.