Kendi Yeraltımdan Bir Sesleniş: Yeni Yıl Gel Bakalım!

Standard

Sevsinler seni yeni yıl! Ne kararlar, o kararları hatırlatsın diye ne süslü defterler alındı bunca zaman; yaldızlısı, kırmızısı, kurumuş yapraklısı… Altalta sıralanmış numaralarla ne inciler döktürüldü; ne hayaller, falanlar filanlar fişmekânlar! Yok, olmuyor; belli ki yemiyorum ben seni yeni yılı. Bazı şeyler hep eskisi gibi kalsın istiyorum.
Yani mesela;
Bazen bir insandan hoşlanmam. Ortada elle tutulur gözle görülür bir neden yoktur, günlük hayat içinden birisiyse, karşılaştıkça tatlı gülücükler attırılıyordur, bazen hoş beş edildiği, nezaketli sözcükler sarfedildiği de olabilir; buna rağmen bendeki o hoşlanmama durumu devam eder. Sonra bir gün tamamen tesadüfen üç beş kişi ordan burdan konuşurken; hadi ordan burdan demeyelim de mesela öğrenci olaylarından filan konuşurken, o zat- ı muhterem ’80’lerde de böyle başlamıştı bu işler. Kenan Paşa olmasaydı halimiz dumandı vallahi. Geldi başa da bitirdi o kaos dolu günleri.’ buyurur. ‘Yakaladımmmm seniiiii!’ derim içimden. Yıllarca süren-sebebi meçhul-o itici duygunun-taşları-yerli yerine oturur; meğerse zamanını bekliyormuş! Aynı şey boyalı basının meşhurları için de geçerlidir. Mesela Hülya Koçyiğit’in koşuşu fauldür; eyvallah, güzel ağlar ama bir ama var işte! Orhan Gencebay abimiz için de geçerli bu. Kimbilir kaç kez ağzım yüzüm yamula yamula ‘batsın bu dünya’ diye haykırmış, ‘hatasız kul olmaz’ diye itiraflarda bulunmuşumdur ama Orhan Abi’nin o boyalı saçları ‘dur heleeee!’ dedirtmiştir bana! Akibet malum! Akilmişler! Bu durum şimdiye kadar hep böyle sürdü; bu yıl da böyle sürecek. Ben içimdeki huysuzun sözünü dinlemeye devam edeceğim.
Yani mesela;
Bu Internet denen şey hayatıma girdiğinden beri yapmadan duramadığım iki şey var; okuyucu yorumlarına takılıyorum ve yabancı gazetelerden ‘obituary’ (biyografik vefat ilânı) okuyorum. En bayıldığım yorumlar, tematik olduğu için Humans of New York (HONY) sayfasında okuduklarım; ilk zamanlarından beri takip ediyor ve çok beğeniyorum. Seçme yetkisini bana verseler dünyanın en iyi sosyal medya buluşu seçerim; o derece beğeniyorum. Bazen iki üç sözcükle, yaşadığı derin acıyı size hissettirebilen insanlara rastlıyorum, duyarsız bulduğu insanları haşlayanlar var mesela; hatta haşlamak hafif kalır, lanet okuyanlar var. İngilizce anadili olanlar biri öldüğünde Rest in Peace derler ya; bir nevî Allah rahmet eylesin! Yorumcunun biri Margaret Thacher öldüğünde Rest in Piss diye yazmış; b.kun içinde çürü diyor! Sadece yorumları okuyarak bile kadının politik geçmişi hakkında neler öğrendim. Diyeceksiniz ki bunlar hepten doğru mudur? E hepsi de yanlış değil ya! Bu yorumlarda bizzat uzaktan enerji yollayana rastladım ben, planlama- erteleme- yap gibi günlük vitamin önerilere de. Vallahi insana roman bile yazdırır bunlar; belki de yazarım. Ayrıca şimdiye kadar gerçekleşmemiş olan bu hayalim de benle yaşayacak yine; baştan bil isterim. Başkalarının hayalleri, ne düşündükleri beni çok ilgilendiriyor; biliyorsun. Bu hep böyleydi, bu yıl da böyle olsun istiyorum.
Yani mesela;
Dediğim gibi, Internet’teki yabancı gazetelerden ‘obituary’ (biyografik vefat ilânları) okuyorum. Biyografik vefat ilânı okumak, baştan kabul ediyorum, gayet tuhaf bir ‘eda’; eda diyorum çünkü hayatını okuduğum insanların okunuyor olma nedenleri artık yaşamıyor olmaları olduğu için kendimce ruhani bir ritüelle okuyorum bunları. Cuma namazını falanca camii’de eda ettik gibi bir kutsal duruş bu! Yazı İngilizce diye; öyle Rest in Peace filan demeden doğrudan Allah rahmet eylesin deyip okumaya başlıyorum. Hakikâten tuhaf bir huy ama neden böyle davrandığımın kendime göre haklı sebepleri var. Bi defa ölen adam Charles Dickens değil ki öyle her öğrenci ödevinde Wikipedia’dan hayatı okunsun! Belki okunmak için son şansı, kimbilir; kimmiş, hayatta ne yapmış, hangi başarılara imza atmış; bilmek lazım! Ayrıca kimliğinde İslam yazan bir insan olarak bizdeki dini defin uygulamasına ek olarak ölen insanın geride kalan sevdikleri tarafından veda konuşmaları ile uğurlanmayışlarına çok içerliyorum. Hepsi bu kadar mı yani? Ben ölünce de mi bu kadar çabuk bitecek herşey? Hani bir iki konuşma, üç beş anı, hatta kahkaha yok mu? Ölen meşhur biriyse üç beş kişi hakkında konuşuyor; bazen bir veda toplantısı da düzenleniyor ama ölen ünlü değilse sadece bir ‘ruhuna el Fatiha!’ ile biten tören beni kesmiyor. Batılıların biyografik vefat ilanını bunun için çok beğeniyorum. Emr-i hak vaki olmadan bir reklam ajansına ödenen para ve verilen metinle insanlara veda etmek muhteşem bir buluş. Bizde henüz uygulanmasa da yakındır. İlk uygulayan reklam ajansı parsayı toplayacak; demedi demeyin. Yeni yılda bu tuhaf okuma alışkanlığım da devam edecek! Tuhafım, biliyorum.
Yani mesela;
Bu yıl da edebiyatsız tek bir günüm geçmesin istiyorum. Artık okuduğum her kitaba dair kendi ufak notlarımı alıyorum. Bazılarını kendim bile anlayamasam da, olsun; buna devam etmek istiyorum. Bunların bir gün işime yarayacağı ihtimalini yok sayamıyorum.
Arada bir ‘sanki çok önemli bir şeyi unutmuşum’ paniğini yaşamaya devam etmek istiyorum.
Cep telefonumla aramdaki komik ilişki de devam edecek. Ya evde unutacam, ya şarjı bitecek, ya da açmayı unutacam. Cevapsızlara geri dönmek mevzunu hiç açmayalım.
Yolda sokakta metrobüste otobüste sanki kabul günü gezmesindeymişim gibi insanlarla tanışıp muhabbet ediyorum; can çıkmadan huy da çıkmaz meselesi! Gittiği yere kadar!
Hasan ve oğullarım yemek seçerler; hepsine inat ben yine mutfağa girip o sırada aklıma gelen yemekleri pasta ve tatlıları yapmaya devam edecem. Daha sofraya getirirken ‘ay şahane bir yemek oldu.’ diyecem; iltifat olmazsa ya da az bulursam onlara bir kaç dakika küsecem. Çorbalara pilavlara nohut koymaya da devam edecem. Neden mi? Ruhuma iyi geliyor; eve yayılan o kokuları ve bereketi seviyorum.
Bir şeyleri biriktirme huyumdan vazgeçmeyeceğim. Annem buna yine ‘muhallansın’ ve sessizce ‘soyunun hükmü!’ desin; ne güzel!
Bir de … biz öğrencisiz yaşayamayız!
Dileklerin de kabul olanı var; olmayanı var ama insan hayal ettiği sürece yaşarmış diye de komik bir lâf var; ehhh, dilemekten ne çıkar? Dünyaya barış, ülkeye barış, eve barış, herkese sağlık olsun!

Reklamlar

6 responses »

  1. Önce kızımdan dinledim sizi, tanıyınca anladım neden bu kadar sevildiğinizi
    , şimdi ben seviyorum sizi ve elbette ki yazdıklarınızı. Tamamını diyemem ancak takip edebildiğim kadarıyla okuyorum , emeğinize, yüreğinize, ellerinize sağlık 🙂

  2. Bence de Naniş olduğu gibi kalsın biz onu böyle seviyoruzz Bide kitap bangır bangır geliyor bence:)))))

  3. Şahanesin gerçekten.Gecenin 4🕓’ünde bana yazını sonuna kadar sıkılmadan okuttun.Tebrikler.Yazmaya devam.

Yorum yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s